Jeopolitik çatışmalar, lojistik sıkıntılar, Orta Doğu‘daki savaşlar ve El Nino’ya bağlı kuraklık gibi etkenlerin bir araya geldiği küresel ekonomide, petrol ve gıda arzındaki aksaklıklar çoklu bir şok yaratıyor ve enflasyonu kalıcı olarak yüksek seviyelerde tutuyor.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Dünya Bankası ile diğer uluslararası finans kuruluşlarının verilerinden elde edilen bilgilere göre, azalan stoklar ve artan enerji ile navlun maliyetleri sebebiyle enflasyon kaynaklı kriz ortamının 2027 yılına kadar devam etmesi öngörülüyor.
Brent petrolün varil fiyatının 114 doları geçmesi ve ABD Batı Teksas türü (WTI) ham petrolün 101 doları aşması, küresel enflasyonu doğrudan veya dolaylı yolla etkileyen önemli unsurlar arasında yer alıyor.
Gıda ve enerji giderlerinin hanehalkı bütçesinde önemli bir paya sahip olduğu kırılgan piyasalarda bu durumdan en fazla etkilenen kesimler bulunuyor. Ekonomilerde resesyona girmeden enflasyonu azaltmayı amaçlayan “yumuşak iniş” senaryoları da kalıcı fiyat baskılarıyla yer değiştiriyor.
Küresel gıda fiyatları son 4 yılın zirvesinde
Lojistik aksamalar ve olumsuz hava koşullarının arz endişelerini artırması sonucunda küresel gıda fiyatları eylülde son 4 yılın zirvesine yükseldi.
FAO verilerine göre, gıda ürünlerinin uluslararası fiyat değişimlerini takip eden FAO Gıda Fiyat Endeksi eylülde bir önceki aya göre yüzde 1,5 artarak 136 puana ulaştı. Bu, Kasım 2022’den bu yana görülen en yüksek seviye olarak kaydedildi.
Geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 5,8 artış gösteren endeks, Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası Mart 2022’de kırılan tarihi rekordan ise yüzde 14,3 daha düşük kalmaya devam ediyor.
Nakliye hatlarındaki tıkanıklıklar, kötü hava koşulları ve tarımsal üretim girdilerinin pahalanması, dünya genelinde fiyat artışlarını tetikleyen başlıca nedenler arasında sıralanıyor.
Küresel piyasada doğal gaz fiyatlarının Orta Doğu’daki savaş öncesi seviyenin iki katını geçmesi ve enerji enflasyonunun çift hanelere ulaşması merkez bankalarını harekete geçirdi.
Gelişmiş ülkelerde genel fiyat sepetinin yeniden yükselmeye başlamasıyla birlikte çoklu arz şokları üretim maliyetlerini doğrudan etkiliyor.
Karadeniz’deki tahıl altyapısına yönelik saldırılar sevkiyatları olumsuz etkiliyor. Kızıldeniz’deki güvenlik sorunları gemileri Afrika çevresindeki daha uzun rotalara yönlendirirken Karadeniz ile Güneydoğu Asya arasındaki navlun maliyetlerini yüzde 50 artırıyor.
Orta Doğu’daki gerilimler akaryakıt fiyatlarını yükseltirken Hürmüz Boğazı’ndaki abluka gübre ihracatını engelleyerek tarımsal üretim maliyetlerini artırıyor. Bunun sonucunda buğday fiyatlarının 2026’da yüzde 30’dan fazla yükselebileceği öngörülüyor; şeker fiyatları tarihi zirveleri görürken ekmek fiyatları da yukarı yönlü baskılanmaya devam ediyor.
Avrupa’da “enerji ve iklim” kaynaklı ikiz şok
Avrupa Merkez Bankası (ECB) tarafından 20 Ekim’de yayımlanan “Gıda enflasyonu etkisini kaybetti mi?” başlıklı analizde gelişmiş ekonomilerde küresel gıda enflasyonu tehlikesinin kapıda olduğu vurgulandı.
Euro Bölgesi’nde yıllık enflasyon eylül ayında yüzde 3,8 ile son üç yılın zirvesine çıkarken gelişmiş ülkelerde yıllık ortalama çekirdek enflasyonun yüzde 2,7’den yüzde 2,9’a yükselmesi genel olarak bir fiyat baskısının oluştuğunu gösteriyor.
ECB uzmanları yeni bir yükseliş trendini tetikleyebilecek iki büyük risk faktörüne dikkat çekiyor. Enerji ve gübre fiyatlarındaki artışın tüketiciye yansıması zaman alırken nakliye, paketleme ve işleme maliyetlerine yansıyan bu dolaylı etkilerin gelecek aylarda özellikle buğday, mısır, ekmek ve makarna gibi enerji yoğun ürünlerde fiyatları yukarı çekeceği tahmin ediliyor.
Ayrıca, yaz aylarında Avrupa’da yaşanan aşırı sıcaklıklar ve kuraklık tarımsal arz beklentilerini olumsuz yönde etkiliyor. Banka tahminlerine göre bu iklim şokunun gelecek yıl Euro Bölgesi’nin gıda enflasyonuna tek başına 0,3 ila 0,8 puanlık ek yük getireceği düşünülüyor. Eylülde işlenmemiş gıda enflasyonunun yüzde 4’e ulaşması ise hava şartlarına hassas sebze fiyatlarındaki artışın başladığını gösteriyor.
Kış döneminde Euro Bölgesi için yüzde 5 senaryosu
Uluslararası finans kuruluşu ING analistlerine göre Avrupa’daki yükselen doğal gaz fiyatları kış aylarında enflasyon baskısını derinleştirme riski taşıyor. Doğal gazda meydana gelen büyük artışların geçmişteki Ukrayna krizinin eşdeğer dönemine kıyasla daha fazla olması nedeniyle Euro Bölgesi’nde kış aylarında yüzde 4’lük bir enflasyonun garanti altında olduğu ifade ediliyor.
ING’nin senaryo analizlerine göre petrolün varil değerinin 130 dolara ulaşması ve doğal gaz fiyatlarının mevcut yüksek seviyelerini koruması halinde Avrupa’da genel enflasyonun kış aylarında yüzde 5 seviyesini aşabileceği öngörülüyor.
Birleşik Krallık’ta Ocak ayında hanehalkı enerji faturalarında yüzde 25 oranında ciddi bir artış beklenirken benzer maliyet baskısının Euro Bölgesi’nde de ortaya çıkması muhtemel görünüyor.
Orta Doğu’daki devam eden gerilimlerin petrol ve doğal gaz fiyatlarını artırması gelişmiş ekonomilerde çekirdek enflasyon üzerindeki baskıyı sürdürürken maliyet artışlarının stagflasyon endişelerini de beraberinde getirdiği gözlemleniyor.
Analistler enerji krizinin üretim zincirine gecikmeli yansıyacağına dikkat çekerek bunun yine de enflasyonu hızlandırabileceğini belirtiyor; merkez bankalarının faizleri beklenenden daha uzun süre yüksek tutma zorunluluğu ile karşılaşabileceklerini ifade ediyorlar.
Fransa’da artan tahvil faizlerinin borçlanma maliyetlerini artırma riski yanı sıra ülke para birimlerinin dolar karşısında değer kaybetmesi global enflasyonu körüklemeye devam ederken üç büyük bankanın bu haftaki yönlendirmelerinin global tahvil getirileri üzerinde belirleyici olması bekleniyor.
Merkez bankalarından ard arda faiz artırımları
Daha önceki dönemde geç müdahale etmekle eleştirilen merkez bankalarının artık risk almadan yeni bir sıkılaşma döngüsü başlatmaları dikkat çekiyor. Küresel ekonomide artan enflasyonist baskılara karşı son dönemde ard arda adımlar atan para otoriteleri faiz politikalarında agresif bir sıkılaşma süreci yürütüyorlar.
Buna bağlı olarak ECB politika faizini bu yıl toplamda 50 baz puan artırarak mevduat faiz oranını yüzde 2,50’ye çıkardı. ABD Merkez Bankası (Fed) ise enflasyona karşı tedbir almak amacıyla politika faizini yaptıkları ilk artırımla birlikte yüzde 3,75 – yüzde 4 aralığına çekti.
Ayrıca Japonya Merkez Bankası (BoJ) bu yıl haziran ayında faiz artışı gerçekleştirdi; eylül toplantısında tekrar politika faizini yüzde 1,25 seviyesine çıkardı. Küresel sıkılaşma dalgasına Yeni Zelanda, Pakistan, Avustralya ve Güney Kore de katılırken İsveç ile İsviçre’nin de yakın gelecekte faiz artırımı yapabileceği düşünülüyor.
Tüm bu risk unsurlarının gölgesinde hareket eden üç büyük merkez bankası bu hafta yeni para politikası kararlarını açıklayacak. Yüksek seyreden enerji fiyatlarının global enflasyon görünümüne olan etkileriyle yapay zeka yatırımlarının sürdürülebilirliğine dair endişeler dikkatle izlenirken Fed’in faiz kararı 28 Ekim Çarşamba günü; ECB’nin kararı ise takip eden gün olan 29 Ekim Perşembe günü açıklanacak. BoJ’un kararı ise ertesi gün yani 30 Ekim Cuma günü duyurulacak. Üç büyük merkez bankasının bu hafta politikalarını sabit tutmalarının ardından Aralık’taki yılsonu toplantılarında yeniden faiz artırımı yapmaları bekleniyor.